Kısılıp kaldım dünyaya. Hücrem oldu dünya. Dört yanım et duvarı. Et yığıntıları var,adına insan denen. Şu koskoca hücrenin içinde bir nefes alımlık yer yok. Başımı kaldırsam karbondioksite çarpıyor; hava bile bileşenlerinden ayrılıyor. Bir dünya ki tek nefes alımlık yer yok, her yer et duvarı...
Önümde fişler var okumayı öğreniyorum ama benim fişlerimdeki Ali bakmıyor, Ali baksa da görmüyor, Ali dünyaya bakmıyor, İpek ipi tutmuyor.
Bir fiş yazıyorum, yazmayı öğreniyorum.
Bir fiş ki hem bakıyor hem tutuyor.
Üstünden tekrar tekrar gidilmiş çizgilerle yazıyorum.
Hayatımın üzerinden giden kalemler geliyor aklıma.
Evet!!! Çizgiler...
Çizgiler...
Küçükken asfalta çizdiğim çizgiler gibi... Attığım taşlar hep çizgi dışına çıkardı ya da hep çizgiye basardım. Oysa masum bir oyunda bile yasaklar vardı, basılmaması gereken çizgiler, dışına çıkılmaması gereken çizgiler... Gittikçe daralan çizgiler... Neden sınırlar çizerdik, sınrıları aşanlar neden cezalandırılırdı, çizgiler neden vardı? Oysa masum bir oyunda bile sorular değil sadece yanıtlar vardı. "Yasaktı."
Taş,kağıt,makas...
Onlar bile yalan; onlar bile acı.
Kağıt taşı sarar, taş makası ezer, makas kağıdı keser. Oyunlarım bile çıkmazda.
Bir fiş yazdım, yazmayı öğrendim...
Bir fiş ki hem bakıyor hem tutuyor...
Bir fiş yazdım, iki kelime...
"Özgürlük nerede?"